Sancak Karaavcı’nın ilk kitabı. Aktif Yayınevi’nden 156 sayfa olarak çıkan bu kitap dini-felsefik olarak sınıflandırılabilir. Sancak Karaavcı’nın abisi Ali Karaavcı’nın anısına yazdığı bu kitabın arka kapağı:

“…’Akıl nedir? sorusuna cevap arayanların şüpheli kaynaklardan yararlanmaları hali de ‘şüphesiz rehber’i şüpheli duruma getirmez mi? Şüpheli tanım ve yorumlara şartlanmış aklın ‘şüphesiz rehber’e olan bakışı da şüpheli olmaz mı? Şüpheli bakışların, ‘şüphesiz rehber’e olan bakışları nasıl olur da şüphesiz olabilir? Şüphesiz olanı şüpheliler nasıl olurda şüphesizleştirme gayreti içerisinde bulunabilirler? ‘Şüphesiz rehber’in şüphesiz tanımları, şüphelilerin şüphelerinden bizleri sakınmaya, kaçınmaya davet etmiyor mu? O halde ‘akıl nedir?’ sorusuna cevap ararken şüpheli kaynaklar yerine ‘şüphesiz rehber’e yönelmek de teslim olmak adına doğru olanın kendisi değil midir? İmanın esaslarından biri de ‘şüphesiz rehber’e şüphesiz bir şekilde inanmak değil midir? Şüpheli tanım ve yorumlara şartlanmış akıl nasıl olur da şüphesiz bir imanı gerçekleştirebilir? Akıl nedir? Sorusu karşısında, şüpheli kaynakların şüpheli tanımlarına şartlanan akıl, nasıl olur da; ‘ŞÜPHESİZ REHBER’İN ŞÜPHESİZLİĞİNE ŞÜPHE ETMEDEN İNANMIŞ OLABİLİR?…

Sancak Karaavcı ve kitabı hakkındaki Palandöken Gazetesi yazarı Vedat Aydın’ın yazısı

Sükûnet içinde zamanının büyük bir kısmını Kur’an-ı Kerim okuyarak, tefekkür ederek geçiriyor… Dünyaya tutunmak için koşuşturan insanların aceleciliği onda dünyadan uzaklaşmanın dinginliği olarak gözüküyor. Dünyaya geliş amacını kavramaya çalışan bir mümin olarak Kur’an-ı Kerim’e muhatap olmanın ağır sorumluluğu altında kulluk vazifesini ifaya çalışıyor.
Sancak Karaavcı’yı tanıyanlar, onun gündelik hayatın görünür kıldığı değerlerinden sıyrılmış bir derviş olduğuna hükmederler. Alçakgönüllülüğü içinde saklı bir vakarı barındıran kişiliğiyle bütün mesaisini tevhit ilkesine aykırı tüm düşünce ve davranışlarla mücadele etmekle geçirir. Ona Kur’an muhibbi demek yanlış olmaz. Zihninde devamlı surette bir ayet vardır ve her karşılaştığında muhataplarıyla bazı ayetleri paylaşır. Üzerinde en çok durduğu “şirk” konusundaki ayet-i kerimelerdir. Şirk, konusu onu o kadar çok etkilemektedir ki, bir konuştuğunda, bir cümle kurduğunda sözünü hemen “estağfurullah” diyerek tamamlar. Kalbe Allah’tan başkasının sevgisini yerleştirmek, Onun rızasına engel olabilecek küçük büyük tüm konuşma, davranış ve arzuların şirkin tuzakları olduğunu düşünür. Kitabının epigraf kısmına “Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme! Yoksa kınanmış (Mezmunen) ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.’ (İsra; 22). Ayet-i kerimesini koyması bu yüzdendir.
Seslenirken Sislenmek ismiyle okurla buluşan kitap, Sancak Karaavcı’nın ilk kitabı. Beş bölüme ayrılan kitap, her bölümde ayrı bir konuyu işlemektedir.  Yazar, her bölümde bir kavramı incelemeye çalışsa da, ağırlıklı olarak incelediği kavram etrafında başka kavramlara da yönelmekte, birbiriyle bağlantılı ayet-i kerimeleri okurun dikkatine sunmaktadır. Örneğin, Birinci bölümde, kitabın hemen başlangıcında Kerim Kitabı hatırlatan bir ayet-i kerimeyle başlar: “O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler (sakınanlar) için bir yol göstericidir.” (Bakara; 1-2).  Kitabı hatırlattıktan sonra, İbrahim (a.s)’ın “Rabb”ını kesin bir bilgiyle öğreneceği “Rab”, “İlah” kavramlarını En’am suresindeki ayet-i kerimeleri hatırlatır. Hemen ardından Yusuf Suresi’nde geçen “nefs” ve ardından ihlâs suresindeki “kulluk” kavramı arasındaki ilişkiyi ele alır. Şirk, zulüm, heva, nefs, adalet, zann, tenzih, tespih ilh… kavramları bu çerçevede sık sık incelediği kavramlardır.
Yazar, farklı ayet-i kerimeleri bir konu etrafında birleştirirken aslında “kulluk” bilincimize dair ihatalı bir yaklaşımı göstermeye çalışıyor. Zira “akıl” gibi çok önemli bir kavrama yüklenen anlam ile insan nefsinin ve hevasının nasıl sahibini çamura saplayabileceğini bu ayet-i kerimeleri etraflıca düşündüğümüzde daha iyi kavrayabiliyoruz. En’am Suresi 77. Ayetinde Hz. İbrahim’in “ay’ı doğarken gördü: “Rabbim budur” dedi. O da batınca: “Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi (hidayet etmeseydi) elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum” ifadeleriyle “hidayete tabi olma”nın Allah’ın inayetiyle gerçekleşebileceği, insanın kendinden kaynaklanan bir “doğruluk” ve “istikamet” üzere olamayacağını göstermektedir. Kendinden kaynaklanan bir doğruluk iddiasının nefis ve hevaya yol açacağını, bunun da insanı şirke düşüreceğini sık sık hatırlatmaktadır yazarımız. Zannın kaynağında, nefs ve hevanın yattığını, zannın çoğu zaman insanı dalalete düşüreceğini belirtir. “Açın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hepsi Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar dahi, Allah’a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar”. (Yunus; 66). “Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Hâlbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.” (Necm; 23.).
Aşağıya alacağım kısa bir alıntı Sancak Karaavcı’nın düşüncelerinin temelini özetlemektedir sanırım. Daha geniş bilgiye sahip olmak isteyenlerin Aktif Yayıncılık tarafından yayınlanan Seslenirken Sislenmek adlı bu kitabı okumalarını salık veririm: “Zannıyla hareket edenlerin akletmemeleri de kendilerine karşı işlenen bir zulüm değil midir? Kendine zulmeden nasıl olur da kendini zan ve hevâdan kurtarmış olabilir? Zan ve hevâdan kendini kurtaramayan nasıl olur da düşünmüş ya da akletmiş olabilir? Seslenmiş ve sislenmiş olmakla böyle bir şey değil midir? Ya da kendinde olmayanı dile getirirken sisli seslenişi dile getirmiş olamaz mı? Sisten kurtulabilmek için seslenenin, sisli seslenişi ile birlikte sisinin daha da yoğunlaşmasına sebep olmaz mı? Yoğunlaşmış sis de zifiri karanlık değil midir? Zifiri karanlıkta yol arayanlar nasıl olurda yollarını saşırmamış olabilirler? Zifiri karanlık şaşkınlık, şaşırmışlık değil midir? Zifiri karanlık dalalet ve sapıklığın da kendisi değil midir?” (Sh. 154).
Seslenirken Sislenmek / Sancak Karaavcı /
Aktif Yayıncılık, 2010

1 yorum var “Seslenirken Sislenmek – Sancak Karaavcı”

Yorum Yaz
  1. kemallettin tuğcu

    Cevapla

    21 Şubat 2013

    Hocam Allah ey Etsin Sizi..

Bir cevap yazın

Doğrulama Kodu (Aşağıdaki işlemin doğruluğunu sağlayınız) *