İbrahim Hakkı, Kırım Savaşında şehit düşen Hasankaleli Molla Bekir’in oğlu, Derviş namlı Osman Efendi ile Hasankale Kındığı Köyünden Dede Mahmut’un kızı Hanife hatunun tek evladıdır. 1703 yılının bir bahar sabahı, cuma günü 18 Mayıs tarihinde doğmuştur. Doğumu ve hayatını şöyle özetler.

Hicretin tarihi binyüzotuzbeş oldu ol bahar
Kale-i ahsende İbrahim Hakkı doğdu zar.
İhtiyarı ilim idi ta sal binyüzkırka dek.
Aşka düştü arif oldu vecdü hali kıldı kar,
Sal binyüzyetmiş oldu sinn-i Hakkı ellibeş
Kendi karı bar-ü varı ihtiyar kıldı yar.

Derviş Osman okumaya ve öğrenmeye çok meraklı bir insandı. Okuduğu tasavvufla ilgili bir kitaptan çok etkilenmiştir. Hep içinde barındırdığı seyahat etme isteğini, bir mürşit kamil bulma umuduyla birleştirip hanımının vefatından sonra, yola çıkmıştır. Siirt’in Tillo ilçesinde tanıdığı İsmail Fakirullah Hz. den çok etkilenmiş, ilim ve tasavvuf deneyimine onu yanında kalarak devam etmiştir. Oğlunu da 9 yaşındayken yanına almış Tillo’da ilim tahsil etmesini sağlamıştır. İbrahim Hakkı’nın ilk öğretmenleri babası Derviş Osman, İsmail Fakirullah ve yine Tillo’ya aynı zamanlarda gelip kalan Molla Mehmet Sıhrani’dir. Tillo’daki çocukluk döneminde hem manevi dünyası zenginleşmiş, hem de devrin bilimini öğrenip okuma ve öğrenme sevdası pekişmiştir. 17 yaşında babasının vefatıyla tekrar Erzuruma dönüp öğrenimine devam etmiştir. 25 yaşında öğrenimini tamamlayıp, çocukluğunda Tillo’da yaşadığı tasavvuf havasına tekrar kavuşabilmek isteği ile İsmail Fakirullah’ın yanına dönmüştür. İsmail Fakirullah onu ” zühd, gönül, teffiz, teslim-ü rıza, murakabe ve sabır” ilkeleri doğrultusunda tarik-ül fena fillah’a süluk ettirmiştir. İbrahim Hakkı 32 yaşına geldiğinde İsmail Fakirullah’ın vefatı üzerine tekrar Erzurum’a dönmüştür. Erzurum’da evlenmiş çocukları olmuş 35 yaşında hacca gitmiş, Hicaz dönüşü Erzurum Habibefendi camisinin imam ve hatipliğini yapmıştır. Farsça seçme şiirlerini ”Lübb-ül Kütüp” başlığı altında toplamıştır. Bunun içinde Hayyam, Nizami, Sadi, Attar ve başkalarının 1100 beyti bulunmaktadır. Kitabın en sonunda da Fakirullah’ı ziyareti dolayısıyla ona yazdığı Arapça 72 beyitlik saygı selamı ile Fakirullah’ın ağzından yanıt verilmiş gibi yazdığı ” Aleykümüsselam Molla İbrahim gir! ” başlıklı yine Arapça 72 beyit vardır. Tillo’da yaşadığı dönemde anadili kadar Arapça ve Farsça öğrenmiş olduğundan bu dillerde yazılmış kitapları kolaylıkla okuyabiliyor ve okuduğu kitapların çokluğundan ona ” Hafız-ül Kitap” deniyordu. 44 yaşındayken İstanbul’a giderek Padişah 1. Mahmut ile görüşmüş, sınırsız olarak saray kütüphanesinden yararlanma iznini almış, Erzurum’a döndüğünde ise Müderrislik yapması uygun görülmüştür. İstanbul’da bulunduğu zaman içinde saray kütüphanesinde hiç durmaksızın çalışmış ve yazacağı kitap için hazırlıklarını tamamlamıştır. Erzurum’a döndüğünde artık eserini yazmaya başlayabilecek birikimi sağlamıştır. 1757 yılının Ağustos ayında 54 yaşındayken, onu bize anlatan, tanıtan ve devrinde bir eşi benzeri olmayan eseri Marifetname’yi tamamlamıştır. Bu arada Türkçe yazdığı bir divan olan İlahiname, yüzyıllarca takvim işlevini görebilen bir Ruzname, astronomide kullanılan çeşitli aletler yapmıştır.
İbrahim Hakkı’yı tanımak için Marifetname’yi okumak yeterlidir. Marifetnameyi okuyan İbrahim Hakkı’nın bir astronom, bir biyolog, bir hekim, bir coğrafyacı, bir jeolog, bir tarihçi, bir eğitim uzmanı, bir matematikçi, bir astrolog, bir şair, bir psikolog, bir filozof ve inançlı bir bilim adamı olduğunu açıkça görebilir. Marifetname ansiklopedik bir eserdir ve devrindeki bütün bilim dallarını toparlayıp, anlatmıştır. Anlıyoruz ki İbrahim Hakkı, bilimsel çalışmayı hayatında her şeyin üstünde görmüştür. Allahı tanımak, bilmek ve ona ulaşmanın en üstün ve geçerli yolunun bilimle uğraşmak olduğunu Marifetname’nin giriş kısmında şöyle açıklamıştır:
” Hak Teala iki cihanı insanoğullarını da ancak kendisini tanımaları için yarattığını cümleye duyurmuştur. Nitekim lütuf ve keremiyle: Ben bir gizli hazineydim, bilinmeyi sevdim ve beni tanımaları için varlıkları yarattım. Buyurmuştur. Şu halde alemin ve insanın yaratılmasından nihai maksat ve yüce istek, Mevla’nın bilinmesidir. Bu ebedi devlet ve tükenmez saadet, her şeyden öncedir. Ancak bu, nefsini bilmeye bağlı olup, nefsini bilmek de bedeni bilmeye dayanır. Bedenin bilinmesi, âlemin bilinmesiyle olur. Alemin bilinmesi ise hakiki ilimlerledir. Bu sebepten dolayı bir miktar astronomi ve felsefeden alıp toplayarak, bir miktar anatomi ilminden devşirip seçerek, bir miktar da kalp ilmi ve irfandan iktibas edip ele alarak, bu güzel kitabı Türk diline tercüme edip, bir mukaddime, üç kitap ve bir sonuç üzere telif ve tasnif ettim.”
İbrahim Hakkı’nın bize bıraktığı en önemli eserlerinden biri de Tillo’da İsmail Fakirullah’a yaptığı türbe için kurduğu düzenektir. Sahip olduğu matematik, astronomi ve mimari bilgisini kullanarak yılın ilk günü kabul edilen 21 Mart sabahı doğan ilk güneş ışığı, türbeden 3 kilometre uzaklıktaki tepeye inşa ettiği bir duvarın ( Kalet-ül Üstad) penceresinden geçip, türbenin hemen önüne inşa ettirdiği kulenin ( Kulet-ül Üstad) penceresinden kırılarak, türbenin penceresinden geçiyor ve Fakirullah’ın sandukasını aydınlatıyordu. Ne yazık ki 1962 yılında tamamlanan restorasyon çalışmaları sırasında bu düzenek korunamamıştır.
İbrahim Hakkı 1771 yılında 68 yaşındayken Erzurum’dan ayrılıp, tekrar Tillo’ya gitmiştir. Hayatının son 9 yılını Tillo’da öğrenci yetiştirerek geçirmiştir. 1778 yılında ölümünden 2 sene evvel oğlu İsmail Fehim’e Arapça vasiyetnamesini yazmıştır.
” Ey anlayışlı, Fehim oğlum,
Zemzem suyuna batırılmış kefenimle yaz, kış giydiğim elbisemden başka bir şeyim yoktur. Eğer şeyhimin köyünde ölürsem onun kubbesi altına beni gömmeyiniz. Onun ayak tarafı evladı için kalsın. Beni babam Osman Efendi’nin kabri arkasındaki sahraya defnedin. Azize’ye bağışladığım Tillo Köyündeki evleri eşyasıyla birlikte rahmetli de kızları Hanife ve Şemsi Ayşe’ye vasiyet etmiştir. Tillo’da bağ, bahçe, tarla, hayvan hiçbir şeyim yoktur. Hasankalesi’ndeki evler senin ve kardeşin Muhammed Şakir’indir. Eşyası içinde oturanlarındır. Ben her şeyden yüz çevirmişim ve tam olarak Hakk’a dönmüşüm. Yüce tanrı: ” Allah kuluna yetmez mi? ” diye buyurmamış mı? 23.Eylül.1778 Elfakir-ül hakiki, İbrahim-ül Hakkı.”

Ressam Halil Dikmen -1944
Ressam Halil Dikmen -1944

İbrahim Hakkı 22.Haziran.1780’de perşembe günü saat dokuzu onbeş geçe vefat etmiştir. Fakirullah’ın torunu Mustafa Fani ve Tillolular İbrahim Hakkı’nın Fakirullah’ın türbesine defnedilmesini uygun gördüler. Ölümünden 230 sene sonra bile onun bize bıraktığı eserlerden öğrendiğimiz, öğreneceğimiz çok bilgiler var. Yeter ki o eserleri okuyup anlaya bilelim. Fakirullah’ın söylediği gibi ” Anlarsa uzağım yakınımdır, anlamazsa yakınım uzağımdır”.
İbrahim Hakkı’nın yaşadığı dönemde yapılmış herhangi bir resmi veya minyatürü olmaması, daha sonraları onu ifade edebilecek bir portresinin yapılmasını zorlaştırmıştır. İbrahim Hakkı’yı ve Marifetname’yi çok iyi bilen Cevat Dursunoğlu 1943 yılında, onun kişiliğini ve hayat görüşünü ifade edebilen bir portresinin yapılmasına karar vermiştir. Ancak bu resmi İbrahim Hakkı’yı anlayabilen ve onun manevi yönünü de tanıyabilen bir ressam yapabilirdi. Cevad Dursunoğlu bu ressamın aynı zamanda bir neyzen de olan Halil Dikmen olduğuna karar vermiştir. Halil Dikmen bu teklifi kabul ederek, hem Marifetname’yi okuyup, hem de İbrahim Hakkı’nın soyundan gelen kişilerle görüşerek, Tillo ve Erzurum’da onun izini sürmüş, tablo için gerekli birikimi sağlamıştır. 1944 yılının Mayıs ayında tabloyu tamamlamış, Halkevlerinin yurt çapında açtığı sergilerde gösterime sunulmuş ve sergilendikten sonra, İbrahim Hakkı’yı en güzel ve aslına uygun ifade eden bu tablo Beşiktaş Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonuna katılmıştır.

Dr. H.Fehmi İbrahimhakkıoğlu

 

Bir cevap yazın

Doğrulama Kodu (Aşağıdaki işlemin doğruluğunu sağlayınız) *