Nafiz (22), Ertuğrul (23) ve Saliha (25)
Öğrendik ki yıllarca yürüdüğümüz, fakültemize koşturduğumuz yolda üç genç bedeni savurmuş kader yerlere… Kalkamamışlar bir daha… Kayseri’den, Samsun’dan, Konya’dan gelip ölümün kucağına düşerek kısacık bir 3. sayfa haberi olmak da varmış alınyazılarında, Erzurum’un soğuğuna yıllarca dayanmak da…
Bundan beş gün önce bu zamanlar yaşıyorlarmış, cesetlerinin yanında uçuşan KPSS formunun ve banka dekontunun artık bir anlamı yokmuş. Salon Başkanı’nın Ales’teki boş sıralara ‘Aday sınava girmedi’ notunu düşerken genç bedenlerin buz gibi mezarda çürümeye mahkum olduklarından nereden haberi olsunmuş?
Kuru bir törenmiş tek yapılan. Bir de kanlı toprak üzerine bırakılan birkaç karanfil, en azından gelen geçenlerin bir Fatiha okumasına yarıyormuş. Aslında yapacak o kadar çok şey varmış ki… Yılların emeği karşılığında, mezuniyet töreninin ardından diploma heyecanı, anlık bir hız kurbanı olmasalarmış eğer, adam gibi yaşanacakmış. ‘Sağ salim mezun olup gelsin de kurban keseceğiz’ diyen analardan onların da varmış. ‘Sağ’ ve ‘Salim’ olmanın ne demek olduğunu bir kez daha düşünürmüş insan….
Aynı yolda ölüme savrulacaklarını bilselermiş, gene de sözlenirmiş Saliha ile Ertuğrul. Bizleri de aralarında görmekten mutluluk duyacakları düğün törenlerinin hiçbir zaman olmayacağı akıllarının ucundan bile geçmezmiş.
Olayı duyanlar, haberi okuyanlar, kazayı görenler oldu. Kan içindeki bedenlerini yerden kaldıranlar da… Peki ya evlatlarını toprağa gömecek analar?Erzurum’un yağmurlu bir sabahında hastane morguna koşan o analar ne yapar şimdi? Allahtan nasıl sabır isterler?
Azrail bir gün, sadece tek bir gün daha sabretseymiş, mezuniyet törenine katılacaklarmış. Törene parasızlıktan ‘ Biz gelemeyiz evladım.’ diyen ailelerin, şimdi cenazelerini almaya gelince yürekleri bu kadar yanmayacakmış.
Öğrendik ki O’nun dediği olurmuş. Ana kucağına verdiği gibi aniden yanına çekip almasını da bilirmiş. Bir anlıkmış her şey… Sonra her şey karanlığa gömülüyormuş…
Kim bilir neleri neleri yarım kaldı… Sevgiliye söylenmemiş sözler, alınacak helallikler, içilecek son sigaralar, okunması gereken kitaplar, girilecek sınavlar, giyilecek cüppeler, iş hayatı, evlilik, yaşlılık…
Öğrendik ki hala nefes alıyor olmamız bir mucizeymiş, hala yaşıyor olmamız. Sırf yıllar önce aynı hayatı paylaştığımızdan hiç tanımadığımız insanlar için de gözyaşı dökülürmüş… Elden başka bir şey gelseymiş keşke…’Allah rahmet etsin’miş. 10 Mayıs 2008
Ölen ölürmüş dostlar, kalan sağlar bizimmiş.
Bahar Şenliklerinin olduğu üniversitemizde dün eğlenen arkadaşları görünce birden aklıma geldiler. Bu e-postayı görerek size acı yaşatmak değil elbette amacım, sadece Onlar için düşündüklerimi Atatürk Üniversitesi ve Erzurum’da geçmişi olan sizlerle paylaşmak ve bugün hala HAYAT mucizesinin içindeysek eğer, bunun gerçekten de bir armağan olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedim…
“Sevdiklerinizle geçireceğiniz bir ömrünüz olsun, siz sevdiklerime şimdi en güzel dileğim bu olacaktır…”
duyarlı bir arkadaşımızın kaleminden…






