kapi-dost2ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ ARAŞTIRMA MERKEZ MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN 20 NİSAN 2009 TARİHLİ YANIKDERE ŞEHİTLİĞİ’NDEKİ BASIN AÇIKLAMASIDIR

Doç Dr. Erol KÜRKÇÜOĞLU

Araştırma Merkez Müdürü

“Azerbaycan Devlet Başkanı merhum Haydar Aliyev, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki birleşmeyi, bütünleşmeyi, “Bir Millet, İki Devlet” şeklindeki ifadesiyle Anadolu Türklüğü ile Azerbaycan Türklüğü’nü bir bedenin iki uzvu olarak tarif etmektedir. 180 yıldan beri Çarlık ve Sovyet Rus rejiminin baskısı, fiziki ayrılıklar bu bütünlüğü, kardeşliği ve dostluğu ortadan kaldıramamıştır. Çünkü Azerbaycan Türk’ü Anadolu Türk’ünün öz be öz kardeşidir. Bu kardeşliğin en güzel tezahürlerinden birisi de, bundan 88 yıl önce 18 Kasım 1921’de Azerbaycan Devleti’nin Ankara’daki temsilciliğinin açılışında görmek mümkündür. Bu açılışta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, yaptığı konuşmada, “Bugün bize coşkulu bir bayram yaşattığınızdan dolayı Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve şahsım namına teşekkür ederim. Bu bayram gününün benim için mesut bir başka yanı da vardır ki, o da bağımsız Azerbaycan Hükümeti’nin sancağını göndere çekmek şerefini bana bahşetmiş olmasıdır. Efendiler; Ankara’ya Yunanlıların, düşmanların bayrağı çekilmek isteniyordu. Bu fırsatı hamdolsun ki düşmanlarımız elde edemediler. Burada işte, kardeş hükümetin, kardeş milletin sancağı çekilmekle bahtiyar bulunuyoruz…” sözleri ile Büyük Atatürk, daha 1921’de, “Bir Millet İki Devlet” olduğumuzu tarihe kaydetmiştir. Bugün Azerbaycan ile Türkiye’nin dostluğunu ne Rusya ne de büyük devletlerin bölgedeki taşeron gücü olan Ermenistan asla ve asla bozamayacaktır.

Tarih, şüphesiz bir belge bilimidir. Araştırma Merkez Müdürlüğü olarak yaptığımız bilimsel çalışmalar neticesinde; 1915-1919 yılları arasında I. Dünya Savaşı içinde Rus Ordusu ile ittifak yapan Taşnak, Hınçak ve Ramgavar Ermeni Çeteleri Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzincan’da, Tercan’da, Erzurum-Cinis’de, Alaca’da, Ilıca’da, Tepeköy’de, Dutçu’da, Erzurum Merkezde; Yanıkdere’de, Karskapı’da, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa Konaklarında, Firdevsoğlu Kışlası’nda, Erzurum; Yeşilyayla’da, Hasankale’de, Tımar’da, Köprüköy’de, Horasan’da, Kars Derecik ve Subatan’da, Van-Zeve’de, Ağrı’da, Bitlis’de, Iğdır-Oba, Hakmehmet ve Gedikli de, Ardahan-Yanık Camii, Göle-Esenboğaz Köyü, Çıldır-Kotanlı Köyü, Nahçıvan’da, Zengezur’da ve Azerbaycan’da tam bir “Türk Katliamı” gerçekleştirmişler ve 520 bin Türk’ü katletmişlerdir. Savaşla hiç ilgileri olmayan, masum 520 bin Türk, Ermeni Çeteleri tarafından sadece Türk ve Müslüman oldukları için, Hz. İsa’nın tavsiyelerine bile sırt çevirerek katletmişlerdir. 25 Eylül 1919’da Erzurum’a gelen Amerikalı General Harbord, Erzurum’daki Ermeni çetelerinin katliam yaptıkları alanları gezdiği zaman gördükleri karşısında hayretler içerisinde kalarak, “Hz. İsa’nın kulları nasıl böyle bir vahşet yapabildiler!” hükmüne varmıştı. Bugün de aynı Hz. İsa’nın kulları, Taşnak çeteleri, bin yıllık tarihi Türk yurdu olan Karabağ’da; Ağdam, Şuşa, Laçin, Kelbecer, Cebrail, Kubatlı, Fuzili, Hocalı, Hankenti’nde tam bir “Türk katliamı” yaparak 20 bin Azerbaycan Türkü katletmişlerdir. Hocalı’da 613 Azerbaycan Türkü, kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan sivil ahali, 26 Şubat 1992’de bütün dünyanın gözü önünde insanlık dışı yöntemlerle acımasızca şehit edilmişlerdir.

Rusya’nın siyasi ve askeri desteğini alan Ermeniler, (Karabağ’da Rusların 366. Ağır Topçu Alayı, Erivan’da 7. Orduları ve Gümrü, Erivan yakınlarında da iki MİG-23 uçak üssü bulunmaktadır.) Azerbaycan’ın yüzde 25’i büyüklüğündeki topraklarını işgal etmişlerdir. Bugün, 1,5 milyon Azerbaycan Türkü de Ermeni katliamlarından kurtulmak için, topraklarını terk etmiş, Bakü ve çevresinde çok zor şartlar altında “kaçkın hayatı” yaşamaktadır. Dünya maalesef Azerbaycan Türklerinin bu çilesine seyirci kalmakla yetinmektedir.

Türk-Ermeni ilişkilerinde Türkiye’nin şüphesiz kırmızıçizgileri de mevcuttur. Türkiye ile Ermenistan arasında dostane ilişkilerin kurulması ve iki ülke arasında siyasi, iktisadi ilişkilerin başlaması için aşağıdaki şartların yerine getirilmesi büyük önem arz etmektedir.

  • Öncelikle, Serj Sarkisyan’ın liderliğinde Ermenistan Hükümeti, sözde Ermeni soykırımı iddialarından ve buna yönelik propaganda faaliyetlerinden derhal vazgeçmelidir. Maalesef, bugüne kadar çeşitli ülke parlamentolarında kabul edilen sözde soykırım yasa tasarılarının arkasında Ermenistan Hükümeti’nin bulunduğu bir gerçektir. Serj Sarkisyan son günlerde verdiği beyanatlarda, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısının açılmasını beklediklerini belirterek bu konuda hiçbir ön şart kabul etmeyeceklerini dile getirmiştir. Sarkisyan, “dünyada soykırım gerçeğinden şüphe eden hiçbir Ermeni bulamazsınız fakat Türkler bunu inkâr etmekte ısrarlı davranıyorlar” şeklindeki yaklaşımı ile Türkiye’ye karşı hiç de dostane olmayan bir tutum sergilemektedir. Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan’ın “soykırım iddialarının uluslararası alanda tanınmasına yönelik çabalarını hiçbir biçimde durduramayacaklarını” söylemesi Ermenistan’ın devlet politikasının ne denli tutarsız, çelişkili ve düşmanca olduğu açıkça görülmektedir.
  • Biz Türk tarihçilerini üzen bir diğer gerçek de başta Sarkisyan olmak üzere Ermenistan devlet adamlarının her 24 Nisan’da dünyayı aldatarak ve tarihi tahrif ederek Sevk ve İskân Kanunu’nu dünya gündemine taşımalarıdır. Oysa Sayın Sarkisyan ve Sayın Nalbandyan’a tarihi ve bilhassa da kendi tarihlerini iyi öğrenmelerini tavsiye ederiz. Çünkü 24 Nisan 1915’de Sevk ve İskân Kanunu çıkarılmamıştır. Bu tarihte Van’da 10 bine yakın Müslüman ahalinin katledilmesi üzerine Taşnak, Hınçak, Ramgavar adlı Ermeni cemiyetleri kapatılmış, yöneticileri de tutuklanmıştır.
  • Ermenistan, devletler hukuku esaslarını ve kurallarını ihlâl ederek 1995 tarihli Anayasasında Türkiye’nin Doğu topraklarını; Erzurum’u, Ağrı’yı, Erzincan’ı, Van’ı, Ardahan’ı, Iğdır’ı, Kars’ı yani bütün Doğu Anadolu topraklarımızı “Batı Ermenistan” olarak ilan etmiştir. Ermenistan bu tutumundan ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması’nı yok saymaktan vazgeçmesi gerekmektedir.
  • Türkiye için mutlaka olmazsa olmaz kırmızıçizgilerden birisi de, Ermenilerin Rusların siyasi ve askeri yardımları neticesinde bin yıllık tarihi Türk toprağı olan Karabağ’daki işgaline son vermesidir. 1988-1994 yılları arasında Azerbaycan’ın yüzde 25 toprağı maalesef Ermeni çeteleri tarafından işgal edilmiştir. Ermenistan orduları Karabağ’ı zorla işgal eden ve sınırları değiştiren ordudur. Serj Sarkisyan da bu işgal ordusunun devlet başkanıdır. Sarkisyan son Tahran ziyaretinde işgal altında tuttukları Azerbaycan toprağı Karabağ’dan çekilmeyeceklerini hatta daha ileri giderek, Karabağ için gerekirse savaşacaklarını söylemesi Kafkasya’da barışı tehdit eden tarafın Ermenistan olduğu gerçeğini göstermektedir. Karabağ, Hazar bölgesindeki petrol ve doğalgaz kaynaklarını dünya pazarlarına taşıyan boru hatlarına yakınlığından dolayı stratejik bir önem taşımaktadır. Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey de Karabağ’ı Türk Dünyası’nın “nefes borusu” olarak tarif etmektedir. Ermenistan Rusya’nın desteği ile Karabağ’a çökerek Türk Dünyası’nın nefes borusunu tıkamaya çalışmaktadır. Sayın Sarkisyan, Revan tarihi Türk toprağıdır… Revan’da Analarımızın, babalarımızın, ata-dedelerimizin, tapulu mülkleri vardır. Çünkü bu topraklar Oğuzhan’ın yaylasıdır. Şüphesiz, Ermenistan ile Türkiye arasındaki kapının açılması için Karabağ’daki Ermeni işgaline derhal son verilmelidir. Başbakanımız, Sayın Recep Tayyib Erdoğan, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkinin kurulması ve sınır kapısının açılması için Ermenistan’ın işgal ettiği Karabağ’dan çekilmesi gerektiği yönündeki tutumu da açıkça Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetini göstermektedir. Gerçekten de Sayın Sarkisyan, iyi bilmelidir ki, “Kapı Düşmana Değil Dosta Açılır!”

Ermenistan, Kafkasya’da bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmek istiyorsa, bu; Türkiye ve komşularıyla iyi münasebetler kurmasına bağlıdır. Türkiye Ermenistan’a tarihin her döneminde dostluk elini uzatmış ve iyi komşuluk münasebetlerinin kurulması için Kafkasya’nın güvenlik ve istikrarı açısından büyük önem arz eden bir ülkedir. Ermenistan, Rusya ve Batılı Devletlerin bölgedeki taşeronluk görevini terk ve işgal ettiği Azerbaycan topraklarını tahliye ederse, şüphesiz Kafkasya’daki çatışmalar sona erer ve bölgeye istikrar, huzur ve barış gelir. Tarihi bir gerçektir ki, kin ve nefrete dayalı politikalar, kesinlikle iflasa mahkûmdur. Bugün Ermenistan Kafkasya’da cep devlet konumundadır. Ermenistan’ın milli menfaatleri noktasında Türkiye ve Azerbaycan’la iyi komşuluk münasebetleri kurması gerekmektedir.

Türkiye Azerbaycan dostluğunun, kardeşliğinin “bir millet iki devlet” olarak sonsuza kadar yaşaması dileğiyle”

Bir cevap yazın

Doğrulama Kodu (Aşağıdaki işlemin doğruluğunu sağlayınız) *